7 Aralık 2015 Pazartesi

Ne var bu taşlarda?

Buraya buradan geldik. 

Adana'nın yolları, İstanbul'un taşı toprağı, Ankara'nın taşı... nedir bu şehirlerin taşlarıyla alıp veremediğimiz?

Retorik soruları bir kenara bırakalım. Bonn'dan sonra dünyanın en sıkıcı şehri olma sıfatını kimseciklere bırakmayan Ankara'dan bahsedelim biraz.

1923 yılının 13 Ekim'inden bu yana başkentimiz olma vazifesini yerine getiren, 25 ilçesinde 5 milyon insanın yaşadığı, 900 küsur metre rakımlı, yazları sıcak ve kurak kışları ayaz ve bol buzlu, posta konu 06 telefon kodu 312 olan bir şehir burası. Zeki çevik ve ahlaklı gençler için Atlı Spor Klübü, Gençlerbirliği, Ankaragücü, TED, Halkbank ve Türk Telekom, nasıl unuturuz, bir de Osmanlıspor var, maçları renkli açılışlarla taçlandırıyorlar. Şehirdeki onlarca heykel va anıttan Ankara'yı en iyi anlatanı Nusret Suman'ın 1978 tarihli Hitit Kursu heykeli. Yıllarca Ankara'nın simgesi idi. Kent halkına kentlilikle, kent kültürü ile ilgili fikirlerini sormak alışkanlığımız olmadığından patadak bir sabah kitsch bir şeye dönüştü şehrin simgesi. Yetmedi, gördüğümüz en çirkin kedi çeşitli yerleri şenlendiriyor-Cheshire kedisi mübarek.















Şehrin çeşitli yerlerinde zarif, kuvvetli, güzel pek çok heykel ve anıt var. Bugünün insanı anlamayacağından yüz yıl sonrasının insanları takdir etsin diye yerleştirilen yeni eserler hangi akıma hizmet ediyor ise, benim sanattan anlamayışımın alamet-i farikaları işte bunlardır. Dinozorlar, dev saatler, dev Gulliver falan. Yani, şu şehirden toplasan 13-14 yıl ayrıldım. Geri döndüğümde tanınmaz haldeydi. Neyse. Hala bir başkente çok yakışan pek çok şey var neyse ki.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi


Dünyanın en klişe yakıştırmalarından biridir, "medeniyetler beşiği Anadolu". Beşik midir değil midir tarihçilerin işi, ama buralarda kimler varmış hatırlayalım. Luviler, Hititler, Frigler, Lidyalılar, Persler (Ahamenişler), Galatlar (Tektosaglar), Romalılar, Bizas İmparatorluğu, Selçuklular, Osmanlı İmparatorluğu, ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti, ev sahipliği tecrübesi m.ö 3000'e kadar giden bir şehir burası. Bütün bunlardan kalanları ise Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde gözlemleyebilirsiniz. Çocukluğumda bir kere gidip daha sonra bir daha uğramadığım bu kocaman mekana yıl içinde yeniden gittim. Aslında Ankara'ya ilk defa gelen bir misafiri götürdüm. Çok etkileyiciydi. Sergilerden ve galerilerden bahsetmeyeceğim, gidip görün. Peki müze bahçelerini sever misiniz? Bana huzur verirler. Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nin bahçesi de aşağı kalmıyor. Bahçenin alt tarafında ulus Heykel'den sağa dönüp yolun sonuna kadar ilerlediğinizde ulaşacağınız bir otopark da var.


Ankara'da başka pek çok müze bulunuyor, ancak ben en sevdiğimi yazayım, gerisini en kötü Vikipedi'ye sorarsınız. Ancak tavsiyem, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne çıkmışken yürüyerek dönün, Ankara Kalesi'ni, koruma amaçlı imar planı ile eli yüzü epey toparlanan Hamamönü'nü, Samanpazarı'nı, eskicileri, çocukluğumuzun Çıkrıkçılar Yokuşu'nu gezin. Yorgunlu kahvenizi Suluhan'da içersiniz. Oradan Çengelhan Rahmi Koç Müzesi'ni görmeden dönmemek lazım. Konaklayacaksanız Divan Çukurhan'ı öneririm. Ancak yemek için otelden biraz uzaklaşıp farklı alternatifler aramakta fayda var 

Anıtkabir

ulus'tan Kızılay yönünde ilerlerken sağdan ayrılan yola girerseniz, yol sizi Anıttepe'ye götürür. Bu semtin cetvelle çizilmiş sokaklarının özelliği, bilmeyeniniz kaldıysa, Ordular, ilk Hedefiniz Akdeniz'dir, İleri sözüne ithafen adlandırılmış olmalarıdır. 

Ankara'nın en etkileyici anıtı ve açık alanı bence bu semtte yer alır. Mekanın sembolik algısı, ziyaretçi dolaşım rotasında verdiği mesajlar, renkler, açılar bu anlamlı anıtı çok daha derinlikli hale getiriyor. Ailece gurur duyduğumuz bir yanı daha var Anıtkabir'in, mozole girişindeki yazılar dedemin elinden çıkma.



Ankara'da geçirecek bir tam gününüz varsa, şehir merkezinden çok uzaklaşmadan devam edelim. Arabalıysanız üzgünüm, yaya iseniz toplu taşıma ile Kızılay'da inin. Sakarya'dan geçip olgunlar Sokak üzerinden Tayfa'ya uğrayıp Yıldıray Lise'nin Dünyanın Küçük Prens Kitapları Sergisi'ni gezin.



Sonra Madenci heykelinden Bakanlıklar'a çıkın. Akün Sahnesi'ne iyi bakın, ne anılarımız var orada. Hababam'la açılıp Hababam'la kapanmıştı Akün Sineması. Neyse, ilerde solda Kuğulu Park'ı göreceksiniz. Solunuzda Tunalı Hilmi Caddesi uzanır. Caddeye inen arada ise Kıtır bulunur, gençliğe övgü niyetine bir bira içip devam edin. Sallana sallana Bestekar'a dönün. Cafe Lins'i seviyorum ben, ama envai çeşit mekan var, keyfinize göre birini seçin. Bence bir gün için Ankara'da doz açımı bile oldunuz. Dikkat ederseniz AVM denizinde boğmadım sizi, hadi yine iyisiniz. Vaktiniz olur ise, ve hava aydınlıksa (renklerin tadını çıkarabilin diye) Seğmenler Parkı'nda elinizde kahvenizle keyif yapın, kulaklarımı da çınlatırsınız.

Beypazarı

Aynı misafiri ikinci gün bu şehirde oyalayabilmek için biraz dışa açıldık, Beypazarı'na gittik. Ankara'nın bu ilçesi hakkında yazıp çizmeyen kalmadı sanırım. Açıkçası, eski başkan zamanında başarılı bir turizm destinasyon pazarlaması örneği olarak konumlandırılan bu yerleşkenin çok farklı/ayırıcı bir özelliğini görmüyorum. Trabzon işi kazaziyeleri, telkarileri Mardin'de de Beypazarı'nda da bulabiliyorsunuz. Bu yüzden de gümüşlerin otantik, bulunmaz bir yanı var mı bilmem. Gıda maddelerinde tek fiyat uygulaması rekabette kaliteyi artırıyor diyebiliriz prensipte, ama annemin sarmaları, teyzemin tarhanası Beypazarı'nda yediklerimden iyi bence. Yani bu ürünlerde Beypazarı'nın simgesi olabilecek, oraya kadar gitmeye değecek bir lezzet, fark, gavurun dediği gibi "wow factor" yok. Havuç ürünlerinin hakkını yemeyelim yalnız. Meraklısı için membağı burası. Geleneksel evler derseniz, Safranbolu'da, Nallıhan'da, yurdumuzun pek çok yerinde var. Müzeler deseniz, yaşayan müze çok güzel bir konsept ve başarılı. ama Beypazarı Müzesi benim gördüğüm en yavan kent müzesi. O yüzden, Ankara dışından geliyor iseniz, ve hiç geleneksel mimari ögeler görmedim diyorsanız, ziyaret ediniz. Aksi halde, kişisel fikrim, vaktinizi başka keşiflerle değerlendiriniz.

Bitirirken, ait olduğuma inandığım günlerden bir ses duyalım.


Resimler yildiraylise.wordpress.com, wikiwand.com, wikimedia commons, ankara.bel.tr sitelerinden.

Verba volant

80'ler (6) a mari usque ad mare (1) Adana (1) airbrush (1) ajda pekkan (1) akdeniz (4) akıl fikir (1) al jarreau (1) alaska (3) aldatmaca (1) alış-veriş (1) alışmak (1) alphaville (1) alphonse daudet (1) alsancak (1) altın şehirler (1) amado mio (1) american gods (1) amon (1) Anıtkabir (1) Anıttepe (1) animasyon (10) anime (1) ankara (5) anlaşamamak (1) anlaşmak (1) Antalya (2) appassionata (1) arı kuşu (1) aurora borealis (1) Bangalore (3) bangles (1) bee gees (1) Bestekar (1) Beypazarı (1) big easy (1) bir harmanım bu akşam (1) boş işler (1) boşluk (1) bozuk yollar (1) brazil (1) bruce willis (2) bucket list (1) Bursa (1) büyü (1) büyük iskender (1) caddebostan (1) Cajun (1) can abanazır (1) can yayınları (1) cannabis (1) canned laughter (1) chai (2) charles dickens (2) cheesecake factory (1) cicely (2) coppola (1) Creole (1) Cumalıkızık (1) çatlak (1) çay (3) çeviri (1) çıralı (2) çin (1) çukurbağ (2) Dallas (1) dalyan (1) darth vader (1) değişim (2) dharma initiative (1) dream on (1) drunk behind the wheel (1) dublin (1) Duke ellington (1) durum komedisi (1) esteban (1) F.R.I.E.N.D.S. (1) farmers market (1) finlandiya (1) firavun (1) forever young (1) Fort Worth (1) fotograf (2) French Lace (1) gelir dağılımı (1) Gemlik (1) george lucas (1) get lost (1) gezenti (4) Güney Fransa (1) hiç bitmeyecek öykü (1) Hindistan (3) Hitit Kursu (1) hollanda (1) hollywood (1) homesick (1) Hypnos (1) I'm lost without you (1) I'm sorry (1) ıspanaklı börek (1) iletişim (1) insan bu alemde hayal ettiği müddetçe yaşar (1) ipuçları (1) iskele sokak (1) istanbul (5) işyeri (7) italya (1) izmir (1) iztuzu (1) jack london (1) Jambalaya (1) James Christensen (1) james morrison (1) joel fleischman (2) jorge luis borges (1) kabbalist (1) kahvaltı (1) kahve (1) kakofoni (1) kalkınma (1) kara delik (1) kara göl (1) kaş (2) kefren (1) keops (1) keşif (1) keyif (1) kimseye etmem şikayet (1) kolibri (1) kuzey ışıkları (1) kuzeyde bir yer (4) Küçük Prens (1) küresellik (1) la soledad (1) Lego (2) Les mondes engloutis (1) lizbon (1) locke (1) london (2) loreena mckennitt (1) Louis Armstong (1) Louisiana (1) Love is All Around (1) mad about you (1) manchester (5) masal (1) michael ende (2) mobbing (7) moonlighting (2) mucizevi (1) Mudanya (1) münir nurettin selçuk (1) müzeyyen senar (1) My heart was lost on a distant planet (1) nar ağacı (1) natalie merchant (1) neil gaiman (1) neverending story (1) neverwhere (1) New Orleans (1) niagara (1) nil nehri (1) no hay problema (1) northern exposure (3) obi-wan kenobi (1) olympos (2) out of my head (1) ölüdeniz (1) özgürlük hapishanesi (1) papatya falı (1) paris (1) pembe masa (1) Pre-Raphaelite (1) queen (1) ra (1) rime of the ancient mariner (1) rindlerin akşamı (1) rita hayworth (1) ritüel (2) route 66 (1) RPG (1) rüzgar (1) s.t. coleridge (1) sabah uykusu (1) Samanpazarı (1) samuel taylor coleridge (1) scripta manent (1) selim ileri (1) sessiz gemi (1) sessizlik (1) seyahat (3) Seyhan (1) seyyal taner (1) simpsons (1) sokak yiyecekleri (1) spielberg (1) Star Wars (2) sting (1) Studio Ghibli (1) summer moved on (1) şarkılar seni söyler (1) şimdi yeni şeyler söylemek lazım (1) Texas (1) ticaret açığı (1) tigerlily (1) tipografi (2) toronto (1) Toscana (2) trafik (2) trend (1) Trilye (1) Tunalı (1) tütsü (1) uçak (1) uğurlama (1) una notte a napoli (1) una volta in l'inverno (1) under the tuscan sun (1) unesco (2) unpredictable (1) unutama beni (1) unutturamaz seni hiçbir şey (1) uyku (3) valkyre (1) vanity (1) venice beach (1) vergi (1) vodvil (1) WALK LIKE AN EGYPTIAN (1) was I out of my head (1) wheel of possibility (1) Whisper (1) who wants to live forever? (1) wilmslow (1) worm hole (1) yalan (1) yalnızlık (1) yann tiersen (1) yansımalar (1) yapay (1) yaz (2) yazar kulübesi (1) yazı (2) yazmak (1) yemek (1) yeni hayat (1) yerel (1) yeterli (1) yoktan varolmak (1) yokyer (1) zaman (2)