20 Ağustos 2011 Cumartesi

Starımız bir gün Somali'ye gider...

Olaylar gelişir.

Somali'ye giden heyetteki insanların ilkokul çocuğu kıvamındaki "bu insanlar için neler hissetmemiz gerektiğini gördük, onlar için çabalamamız gerektiğini gördük" yorumları için alkış istiyorum. Ayyh çok şekerler, maşallah. Bir de kendilerini, belli ki Bebek-Etiler ekseninden çıkmayan nazik ayaklarını azıcık yorup, bir benzeri ancak Brezilya'da görülen Şişli sokaklarındaki gökdelenli teneke barakalı sosyoekonomik uçurumu görmeye, Dolapdere'ye, Zeytinköy'e, yolsuz-telefonsuz Karadeniz köylerine, ailesi süt parası bulamadığı için ölen iki aylık bebeklerle ilgilenmeye davet ediyorum. Yetkililerden birinin ise "Türkiye'nin burada açılacak ihalelere girmesi lazım, Arap şeyhlerinin buralara yatırım yapması lazım, batılı ülkelere bırakmamak lazım" şeklindeki açıklamasını ise ağzım on karış açık dinledim, pes diyorum. Yetkilinin adını, görev ünvanını bilmem ama bu beyanat muhtelif dillere çevrilip yabancı basında yer aldığında Türkiye'nin alacağı tepkileri merak ediyorum. Çocukluğumdan beri her beş senede bir nedense sadece Somali'nin belli kesimlerinde boy gösteriveren açlığa ve bir anda deus-ex-machina haşmetiyle ufukta beliren, ortalığı yardım cennetine çeviren, açlığa gündelik çözümler üreten ama ortadan bir türlü kaldıramayan, dünyanın geri kalanına kör bakan kitleye ise söyleyecek söz bulamıyorum.


18 Ağustos 2011 Perşembe

Uyku, biraz uyku...


Uyku. Dinlenme, tazelenme. Güneş uyurken zihni de nadasa bırakma. Ama zihin uyumuyor ki. REM uykusu demişler, kepenkler kapalı ama gözler bile uyumuyor. O zaman uykuya yattığımızda uyuyan nedir, kimdir?

Hab. Uyku. Rüya. Kendine göre bir alem, âlem-i hâb. Uyuyanlar alemi.

Uyku. Canlının en savunmasız olduğu hal. Yüzünün en sakin göründüğü. Olan bitenden en bihaber olduğu. Yarı ölüm hali.

Uyku, ölümle kardeştir. Thanatos ve Hypnos, karanlık ve gecenin çocuklarıdır, Erebos ile Nyx'in. Hypnos'un başının tek tarafındaki kanat bundandır, Thanatos uykuya fazlaca kapılanları alıp gider, ama Hypnos tek kanadıyla sadece âlem-i hâb'a taşıyabilir. Hypnos'un oğlu Morpheus bekler kapıda, rüyalarda görülen suretler Morpheus'un armağanıdır. Acı çekenlere de dermandır Morpheus.

Thanatos ve Hypnos resmedilirken, uykuda iki kardeş olarak görülürler. Dedim ya, uyku ölümle kardeştir, en çok uyurken ölmeye yaklaşılır da, tek kanada takılırsanız REM uykulu rüyalara, çiftse o kanatlar, uyanmamaya. Bu yüzden uyuyan iki çocuğun yüz ifadesi birbirini andırır, uyur gibidir. Annelerinin onları doğurduğu ve büyüttüğü mağaranın girişinde hoş kokulu otlar vardır, bir de akan su. Bu otların rayihası  (aromatik, son moda adı) ve suyun sesi, rahatlatıcıdır. O yüzden, huzur bulmak isteyenlerin de uğrağıdır. Hypnos, uykuya uğurlarken göz kapaklarına bu otların özünden sürer ki, Morpheus güzel rüyalar göstersin gözlere. İşte bu otların rahatlatıcı, dinginlik verici kokusu tütsü olarak resmedilir, Hypnos ise ellerinde taze çiçeklerle. Uyku tazelenmektir, dedim ya... Pre-Raphaelite'lerden Waterhouse da öyle betimlemiş onları, aynı uykuda gibi görünenlerden yine uyanacak olanın elinde çiçekler. Cennet inancı yerleşene kadar Thanatos betimlemeleri ürkütücü, çirkinken sonrasında genç ve masum bir görünüm alır. 

Şu pre-Raphaelite'lere de bir bakın aklınızdayken. Bir çağın kapanışını, yeni bir çağın bütün haşmeti ile üzerlerine çöküşünü şaşkınlıkla karşılayışlarını, öfkelerini, beklentilerini görün. Yeni olanın iyi olanı getirmesinin ne kadar zaman aldığını da düşünün sonra. Onların denk geldiği sanayi devrimi mesela... İlk basit dokuma makinesinden, bugün neredeyse insansız işleyebilen entegre tesislere ulaşırken yolda neler geçirdik mesela. Neyse, başka yazılara.

Mutlu geceler, iyi uykular...

16 Ağustos 2011 Salı

LEGO

Çocukluğunda LEGO® ile bir şeyler inşa etmeyen var mı? *


Technic setleriyle büyüdüm ben, pneumatic sistemdi, açılır-kapanır kapılar falan, çok havalıydı. Dün aklıma düştü, araştırayım dedim.


İşe saha çalışmasıyla başladım-komşu çocukları ve arkadaşlarımla. Yaşı kemale ermiş arkadaşlarım ve ben, çocukluğumuzda bırakmışız. Çocuk kalmayı seçen mutlu azınlığın evlerinde hala duruyor LEGO, ara sıra da kıymetli yerinden indirilip oynanıyor. Komşu çocukları konudan bihaber gibi. Ayrıca artık internetten de oynanıyormuş, şöyle bir şeymiş, mertlik bozan cinsten. Bazı şeylere ekrandan bakmak yerine dokunmak gerektiğini düşünüyorum, resim yapmak için boyalara mesela, LEGO yapmak için de LEGO'ya.


Neyse, konunun geçmişine baktığımızda bu oyunun (sistemli oyun kurduran oyuncağın) Danimarka - Billund'daki Lego Group şirketi tarafından 1940'larda tasarlandığını öğreniyoruz. Bu oyun o kadar popüle roluyor ki, tüm dünyaya yayılıyor ve bir altkültür yaratıyor, temalı setlerden LEGO Starwars filmlerine, yarışmalardan dört adet temalı parka kadar yayılıyor. Çocuklar için 1969 itibariyle piyasaya sürülen modellerine Duplo adı verilen sistemin kent kurma, robotik, uzay, ortaçağ, korsan, Harry Potter, Batman, Winnie the Pooh, Spongebob Squarepants ve Ağustos'ta piyasaya sürülen ve roleplay meraklılarına hitap eden HEROICA gibi onlarca teması da bulunuyor. 



Hatta bu oyunun yapıtaşlarının bir standardı bile var.



İnsanoğlunun hayal gücü ve yaratıcılığı LEGO'yu başka alanlarda da kullanmış, dünyanın en kapsamlı resimli incili de LEGO marifetiyle hazırlanmış, Amazon'dan ön sipariş alıyor...


Bir de, Nathan Sawaya gibi dehalar var tabii.




Eh, şimdi tozlu kutuların kapağını açıp tuğlaları üst üste koyma zamanı, kolay gelsin...





* Böyle sorulara bayılıyorum. Cevabınızı takiben, oynamayanlar 45. sayfadan devam edebilir, oynayanlar bizimle kalsın.



13 Ağustos 2011 Cumartesi

Antalya, ben geldim

"İyi insanlar, deniz bana yaklaştıkça benden uzaklaşıyor" demiştim. Yanılmışım. Denizle falan alakası yok. Coğrafi bir sıkıntı falan da değil. Sorun benmişim. Tebdil-i mekanda ise bir ferahlık, bir rahatlık...


Geleli iki ay oluyor neredeyse, ama daha yeni yeni aydım "yeni"liğe ve artık başka yerli olmaya. Fena bir his değilmiş. İnsan kendinden uzaklaşamaz, nereye giderse gitsin. Ama beni ben yaptığına inandığım faktörlerin bir kısmından uzaklaşınca baktım ki, "kendim" dediğim insan da aslında fena biri değilmiş. Önemli olan fazlalıkları farkedip ağırlık atabilmek, yerine yenileri koyabilmek ya da eksikleri tamamlayabilmek. İstanbullu samimiyeti diye iğnelediğim güruhtan, İstanbul'un keşmekeşinden, zamanımı çalan ve sevdiğim ve yapmak istediğim şeyleri yapmama vakit bırakmayan her şeyden uzakta, yeniliğe alışmanın tadını çıkarıyorum.


Bunu bir kere daha yapmıştım, hayatımdan uzakta bir yıl ilaç gibi gelmişti, korkarım alışkanlık yapacak-ne diye korkuyorsam =) Yeni, taze, rengi başka, sesi farklı, kokusu güzel bir kent burası. Sabahına deniz, orta yerine iş günü, akşamına yine deniz, üstüne sinema sığdırılabilen bir yer. Dili bambaşka ama. Bir kere insanlarına pek güven olmuyor. Sıcaktan mıdır, yapısal mıdır, sözüne sadık değil. Ama mesafenizi koruduğunuz sürece zararlı da değil. İstanbullunun yalandan yakınlığı, tehlikeli ve sinsi dolaylılığı yok. Şark kurnazlığı durumu var ama o kadar bariz ki, İstanbullu ile imtihan edilen bu bünyeye hafif geldi.


İnsanı güvenilmez demişken, burada hayatımı paylaşan bir avuç insanın hakkını yemeyeyim. Yabancılık çekmeden, yalnız hissetmeden hemencecik Antalya'ya alışmamın sebebi kendileri. Eksik olmasınlar, perdelerimin kumaşından ev bulmama, keyifli akşam sohbetlerinden mangalda enfes köftelere, şehrin içinde aklıma gelmeyecek yerleri keşfetmeme kadar her ihtiyacım olduğunda yanımdalar. Üstelik beklentisiz, son derece hesapsız, alışmadığım için ağzım kulaklarımda gezinmeme sebep olan haller bunlar. Sanırım hayatın karşıma çıkardığı kötü insanları telafi etme şekli bu.


İşyerimdeki insanlar dünya tatlısı-sabah kahvesinde konuğum oluyorlar, öğlenleri deniz kenarında kahve, akşam üzeri ortak alanda akşam kahvesi derken, günümüz kahve üzeri sohbetle geçiveriyor. Gün boyu gelip-giden binbir türlü insan profil de cabası. İş arayanlar, eleman arayanlar, Zeytinköy'de kapı kapı gezip "neden çalışmıyorsunuz?" başlığı altındaki retorik soru eşliğinde düzenlediğimiz ev ziyaretleri, 19 yaşında okuma-yazma bilmeyen, "yeşil kart alacam ben" diyen iki çocuklu çocuklar, eşinin terk ettiği, iki çocuklu, birlikte yaşadığı kayınvalidesi çalıştırmam dediği için fakirliğe ve kendi hayatına mahkum kadınlar... Son derece arabesk bulduğum deniz yıldızı hikayesine inanmaya başlıyorum-biri için bile fark yaratabilsek bir ailenin hayatı ve geleceği değişecek.


Evim... güzel evim =) Bahçeli, bana kocaman ama yeni kalabalık hayatıma ancak yeten bir evim var. Bahçedeki çiçekleri seçerken, dikerken, sularken duyduğum huzura paha biçilemez. Ev ararken, "köpek giren eve melek girmez, ya duvarlarımı yerse?" diyen insanlar çıktı. "Rusa ve köpekliye ev vermeyiz, senet de isteriz" diyen haddini bilmezler gırla. Kaparosunu verdiğim ev ertesi hafta başkasına verildi. Ama hayatımın mihenk taşı "geç olsun güç olmasın" faktörü yine devredeydi, işe on dakika yürüyüş mesafesinde, bahçeli, köpek kabul eden ve sakin bir sokakta bir evim var. Dünya tatlısı komşularım da-daha ne isterim? Üstelik Çıralı'ya bir saat mesafedeyim. Gelsin Hayriye'nin erikli turtaları, mandabatmaz kahveleri.


Netekim, Antalya'ya gelip, mutlu olmayanı (kendi kendini mutlu etmeyi başaramayanı) dövüyorlar.


Tenis dersleri, yelken dersleri, rafting halleri ve kapari çiçeğinin çok pis batan dikenleri de kısmetse başka yazılara.



Verba volant

80'ler (6) a mari usque ad mare (1) Adana (1) airbrush (1) ajda pekkan (1) akdeniz (4) akıl fikir (1) al jarreau (1) alaska (3) aldatmaca (1) alış-veriş (1) alışmak (1) alphaville (1) alphonse daudet (1) alsancak (1) altın şehirler (1) amado mio (1) american gods (1) amon (1) Anıtkabir (1) Anıttepe (1) animasyon (10) anime (1) ankara (5) anlaşamamak (1) anlaşmak (1) Antalya (2) appassionata (1) arı kuşu (1) aurora borealis (1) Bangalore (3) bangles (1) bee gees (1) Bestekar (1) Beypazarı (1) big easy (1) bir harmanım bu akşam (1) boş işler (1) boşluk (1) bozuk yollar (1) brazil (1) bruce willis (2) bucket list (1) Bursa (1) büyü (1) büyük iskender (1) caddebostan (1) Cajun (1) can abanazır (1) can yayınları (1) cannabis (1) canned laughter (1) chai (2) charles dickens (2) cheesecake factory (1) cicely (2) coppola (1) Creole (1) Cumalıkızık (1) çatlak (1) çay (3) çeviri (1) çıralı (2) çin (1) çukurbağ (2) Dallas (1) dalyan (1) darth vader (1) değişim (2) dharma initiative (1) dream on (1) drunk behind the wheel (1) dublin (1) Duke ellington (1) durum komedisi (1) esteban (1) F.R.I.E.N.D.S. (1) farmers market (1) finlandiya (1) firavun (1) forever young (1) Fort Worth (1) fotograf (2) French Lace (1) gelir dağılımı (1) Gemlik (1) george lucas (1) get lost (1) gezenti (4) Güney Fransa (1) hiç bitmeyecek öykü (1) Hindistan (3) Hitit Kursu (1) hollanda (1) hollywood (1) homesick (1) Hypnos (1) I'm lost without you (1) I'm sorry (1) ıspanaklı börek (1) iletişim (1) insan bu alemde hayal ettiği müddetçe yaşar (1) ipuçları (1) iskele sokak (1) istanbul (5) işyeri (7) italya (1) izmir (1) iztuzu (1) jack london (1) Jambalaya (1) James Christensen (1) james morrison (1) joel fleischman (2) jorge luis borges (1) kabbalist (1) kahvaltı (1) kahve (1) kakofoni (1) kalkınma (1) kara delik (1) kara göl (1) kaş (2) kefren (1) keops (1) keşif (1) keyif (1) kimseye etmem şikayet (1) kolibri (1) kuzey ışıkları (1) kuzeyde bir yer (4) Küçük Prens (1) küresellik (1) la soledad (1) Lego (2) Les mondes engloutis (1) lizbon (1) locke (1) london (2) loreena mckennitt (1) Louis Armstong (1) Louisiana (1) Love is All Around (1) mad about you (1) manchester (5) masal (1) michael ende (2) mobbing (7) moonlighting (2) mucizevi (1) Mudanya (1) münir nurettin selçuk (1) müzeyyen senar (1) My heart was lost on a distant planet (1) nar ağacı (1) natalie merchant (1) neil gaiman (1) neverending story (1) neverwhere (1) New Orleans (1) niagara (1) nil nehri (1) no hay problema (1) northern exposure (3) obi-wan kenobi (1) olympos (2) out of my head (1) ölüdeniz (1) özgürlük hapishanesi (1) papatya falı (1) paris (1) pembe masa (1) Pre-Raphaelite (1) queen (1) ra (1) rime of the ancient mariner (1) rindlerin akşamı (1) rita hayworth (1) ritüel (2) route 66 (1) RPG (1) rüzgar (1) s.t. coleridge (1) sabah uykusu (1) Samanpazarı (1) samuel taylor coleridge (1) scripta manent (1) selim ileri (1) sessiz gemi (1) sessizlik (1) seyahat (3) Seyhan (1) seyyal taner (1) simpsons (1) sokak yiyecekleri (1) spielberg (1) Star Wars (2) sting (1) Studio Ghibli (1) summer moved on (1) şarkılar seni söyler (1) şimdi yeni şeyler söylemek lazım (1) Texas (1) ticaret açığı (1) tigerlily (1) tipografi (2) toronto (1) Toscana (2) trafik (2) trend (1) Trilye (1) Tunalı (1) tütsü (1) uçak (1) uğurlama (1) una notte a napoli (1) una volta in l'inverno (1) under the tuscan sun (1) unesco (2) unpredictable (1) unutama beni (1) unutturamaz seni hiçbir şey (1) uyku (3) valkyre (1) vanity (1) venice beach (1) vergi (1) vodvil (1) WALK LIKE AN EGYPTIAN (1) was I out of my head (1) wheel of possibility (1) Whisper (1) who wants to live forever? (1) wilmslow (1) worm hole (1) yalan (1) yalnızlık (1) yann tiersen (1) yansımalar (1) yapay (1) yaz (2) yazar kulübesi (1) yazı (2) yazmak (1) yemek (1) yeni hayat (1) yerel (1) yeterli (1) yoktan varolmak (1) yokyer (1) zaman (2)