13 Kasım 2010 Cumartesi

Bi seviyorum, bi sevmiyorum

Papatya falı gibi geçiyor hayatım. Bir sürü şeyi seviyor muyum, sevmiyor muyum emin değilim. Sene 2010 olmuş, hatta bitti bitecek, hala neyi sevip sevmediğime karar verememiş olmam ayrı yazılara konu.

Karşı dairede oturup tüm gün geleni-geçeni gözleyen, evden her çıkışımda kapı aralığından merdivenlerden inişimi izleyen, omzumun üstünden bakınca kapıyı "çıt" diye kapatan teyzeyi...iki günde bir pilav getirdiğinde, pilav yenmeyecek gibi olsa da, bizi düşündüğü için seviyorum. "Bugün erken gittin, dün akşam da geç geldin" dediğinde falan sevmiyorum mesela. Gözlenmeyi sevmiyorum belki, teyzeyi değil de.

Sabahları erken kalkmaktan çoğunlukla nefret ediyorum-sabah karanlığında, soğukta yollara düşmek çok canımı sıkıyor. Ama çok uyumak da ya da geç kalkmak da hayattan çalmak gibi geliyor, tüm günü kaçıracakmışım gibi-ki kaçıyor da. Demek ki erken kalkmayı seviyorum, gün ışığını, sabah serinliğini, yavaş yavaş güne başlayıp "gün ışığından faydalanmayı" - ama sabahın köründe yollara dökülmeyi sevmiyorum. Hele o insan kalabalığı, araç kalabalığı, sabah gerginliği...Güne huzurla başlamak varken...

Bir işim olmasını seviyorum. Çalışmayı, her gün aynı ya da belki bambaşka insanları görmeyi, dinlemeyi, düşünmeyi. Hatta bazen küçük sorunları-günü hareketlendiriyorlar. Ama her gün her gün herrr gün öğlen yemeğinde tavuk çıkmamasını dilemeyi, rutini (06:45 servise bin. 07:45 işyerine intikal. 07:50 beyaz peynir-domatesli tostla kahvaltı. evet kepekli ekmek ile. lütfen içinden sövme, çok ayıp. bunu bulamayan var) . . . akşam serviste önden 2. koltuğun koridor tarafına oturup, okuma ışığını "yakar mısınız" demeden yakmayan ve herkese yol veren sakiin, sessiiz, pek kibar servis şoförünü, sevisteki Birbilen Hanım'ı falan, bütün bunları  yorucu ve hatta tüketici buluyorum. Dünyayı kurtarmayı falan umuyor değilim hayır, ama işimden sıkılmamayı istemek de hakkım gibi geliyor. Bilemedim.

Kayısılı topları seviyorum, ama Venedik'ten tahtırevanla gelmişler gibi fiyatlandırılmalarını sevmiyorum.

Çocukları çok seviyorum, ama ter ter tepinenlerini gördüğümde kaçasım geliyor.

Canlı müzik dinlemeyi seviyorum ama müzik dinlemek adı altında sarhoş ve gürültücü insanlarla dolu, ses düzeni rezil, karanlık mekanlara tıkılmayı sevmiyorum.

Konserleri de seviyorum. Belki maç izlemeyi bile sevebilirim. Ama önümdeki insan ayağa kalkmasın istiyorum (dönerim olsun istiyorum, ama dönmesin istiyorum :p).

Köpekleri severim. Ama yüz-göz yalayan, insanın üstüne sıçrayan, sesi kendinden fazla dikkat çekenleri değil.

Haber almak istiyorum. Haber almayı, bilmeyi seviyorum. Ama haber bültenlerinden ve gazetelerden gerçekten hiç ama hiç hoşlanmıyorum-hep ve sadece kötü şeylerin olduğunu düşündürüyorlar bana-hem bu ülkede, hem bu dünyada. Hele televizyon haberleri...öyle ucuz, öyle çığırtkan, haber pazarlamacıları.

Çevremdeki insanların çoğunu seviyorum-sevmesem etrafımda işleri ne? Çoğunu, ve çoğu zaman. Ara sıra şalterler atıyor ama-ufak tefek de olsa düzelmeyeceğini bildiğim pürüzler birden gözümde devleşiyor. Sonra, kim bilir benim ne aksiliklerim var diyerek susturuyorum kendimi.

Kahveyi seviyorum. Kokusunu tadından da çok. Sıcak içilir diyorlar. Ben sıcak kahve sevmiyorum.

Peki bir şey hem sevilip hem sevilmeyebilir mi? Bu beni gizli kalmış ikizler burcu yapar mı? Hiç ilgilenmiyorum. Hem seviyorum, hem sevmiyorum.


Verba volant

80'ler (6) a mari usque ad mare (1) Adana (1) airbrush (1) ajda pekkan (1) akdeniz (4) akıl fikir (1) al jarreau (1) alaska (3) aldatmaca (1) alış-veriş (1) alışmak (1) alphaville (1) alphonse daudet (1) alsancak (1) altın şehirler (1) amado mio (1) american gods (1) amon (1) Anıtkabir (1) Anıttepe (1) animasyon (10) anime (1) ankara (5) anlaşamamak (1) anlaşmak (1) Antalya (2) appassionata (1) arı kuşu (1) aurora borealis (1) Bangalore (3) bangles (1) bee gees (1) Bestekar (1) Beypazarı (1) big easy (1) bir harmanım bu akşam (1) boş işler (1) boşluk (1) bozuk yollar (1) brazil (1) bruce willis (2) bucket list (1) Bursa (1) büyü (1) büyük iskender (1) caddebostan (1) Cajun (1) can abanazır (1) can yayınları (1) cannabis (1) canned laughter (1) chai (2) charles dickens (2) cheesecake factory (1) cicely (2) coppola (1) Creole (1) Cumalıkızık (1) çatlak (1) çay (3) çeviri (1) çıralı (2) çin (1) çukurbağ (2) Dallas (1) dalyan (1) darth vader (1) değişim (2) dharma initiative (1) dream on (1) drunk behind the wheel (1) dublin (1) Duke ellington (1) durum komedisi (1) esteban (1) F.R.I.E.N.D.S. (1) farmers market (1) finlandiya (1) firavun (1) forever young (1) Fort Worth (1) fotograf (2) French Lace (1) gelir dağılımı (1) Gemlik (1) george lucas (1) get lost (1) gezenti (4) Güney Fransa (1) hiç bitmeyecek öykü (1) Hindistan (3) Hitit Kursu (1) hollanda (1) hollywood (1) homesick (1) Hypnos (1) I'm lost without you (1) I'm sorry (1) ıspanaklı börek (1) iletişim (1) insan bu alemde hayal ettiği müddetçe yaşar (1) ipuçları (1) iskele sokak (1) istanbul (5) işyeri (7) italya (1) izmir (1) iztuzu (1) jack london (1) Jambalaya (1) James Christensen (1) james morrison (1) joel fleischman (2) jorge luis borges (1) kabbalist (1) kahvaltı (1) kahve (1) kakofoni (1) kalkınma (1) kara delik (1) kara göl (1) kaş (2) kefren (1) keops (1) keşif (1) keyif (1) kimseye etmem şikayet (1) kolibri (1) kuzey ışıkları (1) kuzeyde bir yer (4) Küçük Prens (1) küresellik (1) la soledad (1) Lego (2) Les mondes engloutis (1) lizbon (1) locke (1) london (2) loreena mckennitt (1) Louis Armstong (1) Louisiana (1) Love is All Around (1) mad about you (1) manchester (5) masal (1) michael ende (2) mobbing (7) moonlighting (2) mucizevi (1) Mudanya (1) münir nurettin selçuk (1) müzeyyen senar (1) My heart was lost on a distant planet (1) nar ağacı (1) natalie merchant (1) neil gaiman (1) neverending story (1) neverwhere (1) New Orleans (1) niagara (1) nil nehri (1) no hay problema (1) northern exposure (3) obi-wan kenobi (1) olympos (2) out of my head (1) ölüdeniz (1) özgürlük hapishanesi (1) papatya falı (1) paris (1) pembe masa (1) Pre-Raphaelite (1) queen (1) ra (1) rime of the ancient mariner (1) rindlerin akşamı (1) rita hayworth (1) ritüel (2) route 66 (1) RPG (1) rüzgar (1) s.t. coleridge (1) sabah uykusu (1) Samanpazarı (1) samuel taylor coleridge (1) scripta manent (1) selim ileri (1) sessiz gemi (1) sessizlik (1) seyahat (3) Seyhan (1) seyyal taner (1) simpsons (1) sokak yiyecekleri (1) spielberg (1) Star Wars (2) sting (1) Studio Ghibli (1) summer moved on (1) şarkılar seni söyler (1) şimdi yeni şeyler söylemek lazım (1) Texas (1) ticaret açığı (1) tigerlily (1) tipografi (2) toronto (1) Toscana (2) trafik (2) trend (1) Trilye (1) Tunalı (1) tütsü (1) uçak (1) uğurlama (1) una notte a napoli (1) una volta in l'inverno (1) under the tuscan sun (1) unesco (2) unpredictable (1) unutama beni (1) unutturamaz seni hiçbir şey (1) uyku (3) valkyre (1) vanity (1) venice beach (1) vergi (1) vodvil (1) WALK LIKE AN EGYPTIAN (1) was I out of my head (1) wheel of possibility (1) Whisper (1) who wants to live forever? (1) wilmslow (1) worm hole (1) yalan (1) yalnızlık (1) yann tiersen (1) yansımalar (1) yapay (1) yaz (2) yazar kulübesi (1) yazı (2) yazmak (1) yemek (1) yeni hayat (1) yerel (1) yeterli (1) yoktan varolmak (1) yokyer (1) zaman (2)